İçeriğe geç

Atiye'nin Turnaları Son Kez Havalanıyor

Bilincimden geçen her kadın keşifleriyle gelir, öğretilerini getirir, sonsuz anlar yaşatır bana; hayata dair yeni bir okuma fırsatı tanır.  “Bu ben miyim?” dediğim karelerde oynarken zamandan, gerçekliğimden koptuğum yolculuklar, hiç beklenmedik sahnelerde karnımda hissettiğim yanardağ, sahneyi paylaştığım her arkadaşımın yüz haritasında insanlığı daha yakından tanımak; gözlerinde bazen bir bulut, bazen okyanus bulmak. Karşında cesaretle kırılana içinden saygı duruşunda bulunmak. Oyunculuk, kırılıp dökülmekten usanmamak; en kuytularını hikayelerce insan özgürleşsin diye utanmadan paylaşmak; durmaksızın yüzleşmek, duygusallaşmak tanımadığım hikayelerde aşkla akmaktır benim için. Oynayacağım karakter bana ne kadar uzaksa o kadar yakını olurum onun. Birlikte sonunu getireceğimiz ne çok gizli önyargımı tanıtacak bana kim bilir?

Atiye, bana insanlardan uzaklaşıp kendime döndüğüm, bedende yeni bir ben aradığım yılların ardından gelmişti. Meditasyona başladığımda, bazı astral seyahatlere farkında olmadan çıkıverdiğimde, gördüğüm vizyonları anlatmaya çalıştığımda yakın birkaç arkadaşım dışında hiç anlaşılmayacağımı anladığımda, kitapçılarda ticari kişisel gelişim kitapları dışında kaynak bulamayışım nedeniyle bloglardan, Gaia videolarından yaşadıklarımı anlamlandırıp kafamı toparlamaya çalışırken yalnızlaştığımda tüm bu tecrübenin Atiye’yi oynamak için gereken ön hazırlık olduğundan da habersizdim. İletmem gereken mesajlarım bilincime ermeye başladığında anladım ki; Atiye ile çıktığım yolda kendime dair ipuçları toplayacaktım ve her zamanki gibi proje tamamlandığında ben aynı ben olmayacaktım ama artık kat edilecek mesafeler artmıştı. Jim Carrey’nin  “You don’t find parts, parts will find you when you’re ready” deyişi anlam kazandı zihnimde, ben hazırdım ve Atiye beni bulmuştu. 

Şehrin yarattığı yorgunluk karşısında doğayla ve evrenle senkronize olma ihtiyacındaki bedenim, gezegenimizin enerji merkezlerine seyahatlere çıkıyor, bilincimin abstrakt resim olarak yansımasını tanıyordum. Araştırmalarım anı ve duygu arşivimde değil; geleceğimde, zihnimin hiç sorgulamadığım çelişkilerinde, atalarımda, kuantum evreninde, boyutlar, yüzyıllar arasında oluyordu. Fiziksel olarak da zorlanıyordum şüphesiz günlerce Yarımburgaz Mağarası’nın zifiri karanlığında Atiye’ye paralel kendi tünellerimde geziniyor, paleolitik dönemden beri duran kırmızı boğa çizimine dokunuyor, bana hediye edilen Dragon taşını diğer kristallerimin yanına ekliyor, sahne aralarında biraz oksijen azlığından biraz meditasyondan yükseliyor, toprağın altına gömülüp doğaya yeksan oluyor, fırtınalı bir dolunay gününde Göbeklitepe’ye dokunuyor, bir sabah güneşi 2,134m yukarıda Nemrut Dağı’nda selamlıyor, üstad Meral Çetinkaya’nın şaman ayinini hayranlıkla alkışlıyor, Kapadokya’nın balonlu gün doğumlarına nazır kahve içiyor, Lape’de koğuşa kilitleniyor, Mardin’de çölü yaşarken bir yandan melodiler ve sözlerle dolan bilincimin tadını çıkarıyorum.  Böyle bir laboratuvar fırsatı tarifsiz. Tabi ben ilk sayfadaki kodlardan aracılık etmem gereken kadını bulduğumu anladığımda bunların başıma geleceğinden haberim yoktu. Öngörmesi olanaksız yolculuklar hazırlıkların tamam olmasına takılmanıza da izin vermez. Bakarsınız ki hayat sizi bunun için zaten hazırlamış.

 Bu olağanüstü tecrübe için beni seçen ve sınırlarımı zorlayıp yüzey alanımı arttıran, birbirinden yaratıcı bir sürü beyini bir araya getiren ve onları nefis fikirlerle ilhamlandıran büyük algoritmaya; Atiye projesinin hayal babası Onur Güvenatam’a; Özge Bağdatlıoğlu, Alex Sutherland, Cem Chaban ve Pelin Ekinci Kaya’ya; Jason George liderliğindeki yazar odamıza; okurken büyüdüğüm Atiye dış sesleri için Nuran Evren Şit’e; esin kaynağı olan romanı için Şengül Boybaş’a; yönetmenlerimiz Ozan Açıktan, Gönenç Uyanık, Burcu Alptekin, Ali Taner Baltacı, Gökhan Tiryaki’ye; Ahmet Sesigürgil, Feza Çaldıran, Deniz Eyüboğlu’na; Deniz Göktürk Kobanbay, Vahit Yazıcı, Burak Yıldırım’a; hazırlık ekibimize; tüm yaratıcı ve uygulayıcı ekiplerimize; stüdyoda bizim için mucize yaratan görsel tasarım ve ses tasarımı ekiplerimize; canlarım Mahizer Aytaş’a ve Özgür Masur’a; yol arkadaşım Rezzan Çankır’a; zekalarıyla Atiye’ye boyut kazandıran sevgili arkadaşlarım ve ustalarım Mehmet Günsür, Metin Akdülger, Melisa Şenolsun, Civan Canova, Tim Seyfi, Başak Köklükaya, Meral Çetinkaya, Senan Kara, Hazal Türesan, Fatih Al, Selen Öztürk, Melisa Akman, Selma Ergeç, Cezmi Baskın ve tüm rol arkadaşlarıma; içimi umutla dolduran Sibel Melek Arat, Beren Şenol ve Lara Tonka’ya; en cool müzik tercihleriyle Sertaç Özgümüş’e; resimleri ve bana öğrettiği teknikler için Mehmetcan Yaman’a; tüm danışmanlarımıza; müthiş fikirleriyle Netflix Türkiye ekibine ve  de tabi ki Kelly Luegenbiehl ve Michael Azzolino ile Netflix’e. Netflix olmasa hikayemizi anlatamazdık. Dilerim ki tarihin geleceğe bağlanmasına; kolektif bilinçliliğimize; sanatın hayatımızın her alanına yayılmasına; kadınların sezgisel üstünlüğünün fark edilmesine; toplumda deli diye kolayca etiketlenebilenlerin belki de kadim bilgilere bizden önce ermiş olabileceği gerçeğine ulaşılmasına; Türkiye’nin çekiciliğinin hatırlanmasına ve tanıtılmasına; soy mirası, seçilmiş aile ve zamansız bir yerde sonsuz aşk konseptine katkımız olmuş olsun. Bugünlerde final sezonuyla Atiye’nin turnaları yeniden havalanıyor, hikayemiz tamamlanıyor. Pandemi sürecinde değişen insanlığın bir iz düşümü olarak, Atiye’den sonra kadın hikayelerimizin uykuya geri dönmemesi dileğiyle. En çok da Atiye’nin kadınlarına teşekkürle, Hasan Karatay’ın anısına saygıyla, sevgiyle… 

Melisa Eyiakkan

meyiakkan@netflix.com